Beslemeler:
Yazılar
Yorumlar

Bu da geçer ya hu

BU da geçer ya hu

Bu da geçer ya Hu!

Celâli ile zahir olsa bu da geçer be Ya Hu!
Cemâli ile ayan olsa “bu da geçer” de Ya Hu!

Bikarardır felek daim döner durmaz hiçbir an,
Dursa bir an ne yer kalır, ne gök kalır be Ya Hu!

Gâh zulmet, gâhı envâr, bir bir ardın devreder,
Gâhi Lûtuf, gâhi kahır ondan olur be Ya Hu!

İmtihan için olup dur daima neş’e, azap,
Sen senii bilmek içindir kahrı Lütfu be Ya Hu!

Fâni yâ virdi daim et bu sözü her zaman,
Gece gündüz hatırından hiç çıkmasın be Ya Hu!

Celâli ile zahir olsa bu da geçer Ya Hu!
Cemâli ile ayan olsa “bu da geçer” de Ya Hu!

-Fâni-

en huzurlu yer

dünyadaki en huzurlu yer anne karnı herhalde
anne karnı

Muharrem


Üzülünce kendinden, ses ilaç olur belki

gözüm ki kane boyandı

yeniden

yazmanın iyi geleceğini umarak

Terapi

Psikiyatrist Dr.Mustafa Merter’in “Dokuz Yüz Katlı İnsan” kitabının yayınlanmasının hemen ardından Aktüel Dergisi’nde korkunç bir kapakla, Depresyona karşı zikir terapisi” başlığıyla bir tanıtım röportajı çıkmıştı. Bugün Bostancı deniz otobüsü iskelesinden geçerken gazete bayisinde Aksiyon Dergisi’nin kapağında “Umre Terapisi” başlığını görünce aldım. Konu yine Mustafa Merter’di. Bu sefer çok daha detaylı, açıklayıcı ve sansayondan uzak bir röportaj vardı. Ama kendisine Coelho’dan atıfla “Türk simyacı” gibi bir sıfat yakıştırılmış olması bana tuhaf geldi. Yazıyı okumak isteyenler için: link

‘Her insanda, doğduğu andan itibaren onun gölge gibi izleyen bir ölüm korkusu var. İnsan çok hassas bir varlık. Bir sabun köpüğü gibi her an patlamaya hazır. İşte bu sabun köpüğünü güçlü kılmak ve ölümsüz hale getirmek için sürekli buna bir şeyler katmak istiyor insan, gerek maddî gerek manevi açıdan; iktidar, güç, işte ne varsa. Yaşlanıp güzelliği gidince, bir sevdiğini kaybedince, işinde bir şekilde sarsıntı geçirince o katmak istedikleri dökülmeye başlıyor. Ölüm korkusu sarıyor insanı.’

Nutk-u Şerif

Hak suretidir âlem-i imkân ile Âdem
bundan güzeli nerede ki, cennette mi sandın?

Her yer ne güzel menba-i hüsn .
insan güzeli; sen de bu cemâli, hûri gilmanda mı sandın?

Her yerde, fakat arifin kalbindedir Allah .
Yoksa sen onu arz-u semavatta mı sandın?

Dünya diyerek geçme sakın, buradadır herşey.

Mizan-u siratı, mutlaka orda mı sandın?

Cennetü düzah, gammü sürür, zulmet ile nur ;
yaptıklarının gölgesi, hariçte mi sandın?

Bilgin sana kiymet, talebin neyse, o’sun sen;

İnsanligi; sade yiyip icmekte mi sandın?

Halin neyse, müşteri sen oldun o hâle .
Noksanı meğer, Adl-i İlahi’de mi sandın?

Fikrim bu benim, virdim ise her lahzâda “âh!”
Sen âh-ı ateş sûzumu, beyhûde mi sandın?

Yeniler her âh ile Kenân, Ahd-i Elest’i
Âhım acaba nefha-i habide mi sandın?

KENAN RUFAİ Hz.

çarpılmak

saat 17 suları atrium otoparkından yunus emre camisi tarafında beklemekte olan annemin yanına gitmek için karşıdan karşıya geçerken, mavi honda jazz marka bir araba çarptı. yere yuvarlandım. kaza oldu.

iki B arasında

uykusuz geceden arta kalan günün sonu.

eve dönüş öncesi b telefonu. buluşma yeri: pastane terası.

tahta çin oyuncak reyonundan birkaç parça eşya.

boş kafe: köşe masa. plastikhasır koltuk. i oturdu.

heybetiyle geliverdi B, beraberinde 3 kişi. Kültablası istedi, çay söyledi, keyifle başladı konuşmaya.

heyecan sarmaladı, i ne yapacağını şaşırdı. göz teması: yok. saygı belirtisi: yapamadı. tören bitmiş olmalı. B’nin zarafeti. i, gözünü alamadı. sigara tutuşu, masaya yaslanışı. kulağına çalınan konuşmalar. yanına gitsem. olmaz. yanındakilere açıklama yapması gerekir. şeklim şemalim yerinde değil. bir dolu düşünce. içini acı kapladı. aynı mekanda. dışarıda. bu kadar yakın: daha önce hiç olmamıştı. anlamı nedir. bilemedi.

b geldi sonra. tişört var üzerinde. ayağa kalktı karşılamak için. ah keşke B geldiğinde de ayağa kalkabilseydi. öpüştüler. oturdular. ne var ne yok’lar başladı. i’nin aklı çapraz masada. B ile b arasında. elektrik fırtınası. yorgun sandı b, uykusuzluk bahanesi. keyifsiz konuştular. suskunluğa çare, genç garson belirdi. lüzumsuz bilgiler verdi. garsonun arkasından kaçamak bakışlar. ara sıra kambur sırtını dik tutmaya çalıştı. durşunu tarttı. bakıyor mudur bana. ne düşünüyordur. açılamadığı sevdiğiyle aynı mekanda karşılaşan ihmalkâr aşığa benzetti kendini. kulağına gelen kelimelerden kendine mânalar çıkarmaya çalıştı. b gittiği yerlerden, yediği restoranlardan bahsediyordu. ikisinin konularını tarttı. ne kadar farklı. kişi kendini söylermiş. yorgunsun dedi b, kalkalım dedi i.

giderken en azından başıyla selamlaşmayı hayal etmişti. oyalandı. b önünden perde gibi geçti. B’ye baktı. karşısındakinin içine ilahi bir sevecenlikle gülümsüyordu. bakmadı. kederi arttı. öpüşüp ayrıldılar. hemen sigara yaktı. sersemlemiş şekilde arabaya yalpaladı. radyoda kısmetine çıkan şarkı: zero is also a number’ın sonu. dirty three. karşılaşmayı anlatacak, kendini anlayacak kimse gelmedi aklına. belki ibrahim baba. ölünce daha da yanlız kalacağım diye düşündü. daha gerçek bir yanlızlık. alıştırma yapıyorum sanki.

hastalık halleri:

yıkıntı
yatağa uzandığında, vücudundaki hücreleri hisseder gibi oluyorsun: sanki hepsi yorgunluklarını sesleniyor.
ego zayıflıyor denmişti: bazen barutu az kibrit çöpü gibi parlayabiliyor.
bir bardak dolusu su. yere dök ya da iç.

sol ciğer alevlenmiş gibi gözüktü

Şizofreni Dostları Derneği ZOR DURUMDA!

Belgesel projesi ile ilgili olarak birçok kereler ziyaret ettiğimiz Şizofreni Dostları Derneği, Türkiye’nin psikiyatrik rahatsızlıklarla ilgili olarak kurulan ilk sivil toplum kuruluşu.

10 yılı geride bırakan dernek, düzenlediği faaliyetlerle, şizofreni hastalarının kendilerini sosyal hayata adapte etmelerinde önemli roller üstlenmiş. Maddi imkansızlıklardan ötürü kirasını ödeyemeyecek duruma gelen Şizofreni Dostları Derneği, kapanma tehlikesiyle karşı karşıya. Derneğin kapanması demek; iyileşme sürecine girmiş hastaların, birbirleriyle iletişiminin kopması demek.

Şİzofreni Dostları Yardım Kampanyası

Folklör dersleri ve çeşitli kursların yanı sıra, derneğin son faaliyetlerinden biri de “Şizo” markalı mumlar üretip satışa sunmak olmuş. Şizofreni hastaları tarafından üretilen mumlar, hastalığın iyileşmesi için gereken umudun da bir simgesi aynı zamanda.

Türkiye’de 600 Bin kişide olduğu tahmin edilen bu yürek paralayıcı hastalığa karşı, öncelikle

  • ön yargılardan sıyrılmak,
  • şizofrenleri damgalamaktan ve ayrımcılık yapmaktan vazgeçmek,
  • tedavileri ve hayata uyum sağlamalararı için çalışan kuruluşları desteklemek gerekiyor.

Eski Gönderiler »

Follow

Get every new post delivered to your Inbox.